Kavrayabilme gücünün bir kavrayışın lehine işlediği düşünülmemeli. Örneğin, iyiyi anlayabilme gücünün insanı iyi yapacağı düşünülmemeli. Yani, bir ahlâkçı ve bir ahlâklı aynı kişiler değil. Mutlaka böyle olmak zorunda da değil, ama böyle olmasının sebebi, bir ahlâklı olmanın tek bir sebebi varken bir ahlâkçı olmanın birden fazla sebeplerinin de olabilmesi. Neticede iyi, herkesin olabileceği bir şey, seçkinci bir şey değil. Bu yönüyle o, bazı seçkin araçlarla ulaşabilen bir imtiyaz değil, bilakis doğrudan, hiçbir şeysiz ulaşılabilen bir imtiyaz. Ama tabii ki, bir teslimiyet gibi örneğin, ona hiçbir şeysiz ulaşmaya çalışmak çok fazla bir şey. Ona ulaşmakta doğrudanlık, galiba onun aradığı bir şey. Galiba bir insan iyiyi ne kadar az kavrıyorsa, ne kadar ilkelse, o kadar erdemli oluyor. Bu yönüyle iyi, seçkinci bir şey olmuş oluyor aslında.




